Kur farkı ve vade farkı faturalarının hukuki niteliği, dayanakları ve uygulama esasları
1. GİRİŞ Modern ticaretin Türkiye’deki sosyoekonomik dinamikleri ile birlikte enflasyonist yapı içinde şekillenen para borçları, alacak-verecek dengesine ilişkin hukuki çerçevenin hem niteliksel hem niceliksel olarak ...
1. GİRİŞ
Modern ticaretin Türkiye’deki sosyoekonomik dinamikleri ile birlikte enflasyonist yapı içinde şekillenen para borçları, alacak-verecek dengesine ilişkin hukuki çerçevenin hem niteliksel hem niceliksel olarak yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda kur farkı ve vade farkı uygulamaları, alacaklının gecikmeden veya kurlar arası farktan doğan zararlara karşı talep hakkını kullanmasını sağlayan hukuki enstrümanlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu yazıda, söz konusu farklara dayalı olarak düzenlenen faturaların hukuki niteliği, dayanağı ve uygulama esasları; "Genel Hükümler" sathında özellikle tacirlerin sorumluluğu ve Türk Borçlar Kanunu (TBK), Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde incelenecektir.
2. KUR FARKI FATURASI: KANUNİ DAYANAK VE UYGULAMA
2.1 Tanım ve Hukuki Temel
Kur farkı faturası, döviz bazlı olarak kesilen bir faturanın tahsilat tarihi ile düzenlenme tarihi arasında kurda oluşan farklılığa dayanarak düzenlenen tali bir mali belgedir. Türkiye’de dalgalı kur sistemi nedeniyle, fatura düzenlendiği gün ile ödemenin gerçekleştiği gün arasında TL bazında artı ya da eksi yönlü farklar ortaya çıkmaktadır. TBK m.99 uyarınca alacaklı, borcun ifasını kabul tarihindeki ya da fiilî ifa anındaki kurdan talep edebilir. Bu hükümler, kur farkı faturalarının hukukiliğini temellendirir.
Bu seçimlik hak, tacirler arasında kur farkı faturasının düzenlenmesini hukukî olarak meşrulaştırmaktadır.
2.2 Sözleşmeye Gerek Olmaksızın Talep Hakkı
Türk Borçlar Kanunu’nun 99. Maddesi,
“Yabancı para borçları, aksine sözleşme yoksa, borçlu tarafından ödeme zamanındaki kur üzerinden Türk parası ile ödenebilir. Alacaklı ise sözleşmede belirtilmişse, borcun ifasını ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden isteyebilir.”
Hükmüne havi olup, işbu kanun hükmü uyarınca taraf olan tacirler arasında bu konuya ilişkin herhangi bir yazılı sözleşme hükmü bulunmasa da talep edilebilecektir.
Bu bağlamda, TTK m.19/2 hükmü uyarınca tacir sıfatına haiz kişilerin “basiretli bir iş insanı gibi hareket etme yükümlülüğü” de dikkate alındığında, kur farkı faturasının düzenlenmesi ve hatta ana fatura üzerine bu hususa ilişkin açıklayıcı bir dipnot eklenmesi, uygulamada hukuken geçerli ve makul kabul edilmektedir.
2.3 Kur Farkı Faturasına İlişkin Mali Mevzuat
Kur farkı faturaları ile bunlara dayanak teşkil eden ana faturalar Türk Lirası (TL) cinsinden düzenlenmekte ve kambiyo kar/zarar hesaplarına yansıtılmaktadır. (Muhasebe sisteminde ilgili hesap kodları: 646 – Kambiyo Kârları / 656 – Kambiyo Zararları)
Bu faturalara konu alacakların ödenmemesi halinde başlatılacak icra takiplerinde, alacaklar yine TL bazında talep edilecektir. Kur farkına ilişkin bu uygulama, 30 Haziran 2007 tarihli Resmî Gazete‘de yayımlanan düzenlemeyle mali mevzuat açısından zorunlu hale getirilmiştir.
3. VADE FARKI FATURASI: HUKUKİ GEÇERLİLİK VE SINIRLAR
3.1 Tanım ve Genel Kapsam
Vade farkı, borcun vadesinde ifa edilmemesi durumunda, alacaklının zaman kaybı ve ekonomik zarar nedeniyle talep edebileceği parasal tazminattır. TBK m.117 ve m.124 bu kapsamda hukuki dayanak teşkil eder.
Bu taleplerin hukuki zemini, Türk Borçlar Kanunu’nun 117. ve devamı maddelerinde düzenlenen temerrüt halleri ile TBK m.124’te yer alan kesin ve belirli vade hükümleri çerçevesinde şekillenir.
3.2 Tacirler Arasında Sözleşme ile Vade Farkı veyahut da Teamül Bulunma Zorunluluğu
Taraflar arasında akdedilen geçerli bir yazılı sözleşmede, borcun ifasına ilişkin olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.117 ve devamı maddeleri ile m.124 kapsamında değerlendirilebilecek şekilde açık, kesin ve belirli bir vade; ayrıca temerrüt halini doğuracak şartlar ve bu temerrüde bağlanan sonuçlar kapsamında vade farkı ve faiz oranı açıkça düzenlenmişse, borçlu sözleşme ile hüküm altına alınan kesin ve belirli vade tarihinde ödeme yapmadığı takdirde —ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın— alacaklı, sözleşmesel düzenlemeye dayanarak vade farkı ve temerrüt faizine hak kazanır.
3.3 Kesin Ve Belirli Vade Kaydına Havi Sözleşme Hükmü veyahut da Bu Yönde Teamül Mevcut Olmayan Hallerde Temerrüt Ve Faiz
Taraflar arasında, borcun ifasına ilişkin olarak kesin ve belirli bir vadeyi haiz sözleşmesel bir hükmün bulunmaması durumunda, alacaklının temerrüt faizine hak kazanabilmesi için, borçlunun temerrüde düşürülmesi zorunludur. Bu çerçevede, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117 ve devamı maddeleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18/3. maddesi uyarınca, temerrüdün gerçekleşebilmesi için borçluya yöneltilen açık, anlaşılır ve her türlü tereddütten uzak bir ifa çağrısının yapılması gerekmektedir.
Bu ifa çağrısı;
- Yazılı ihtarname gönderilmesi,
- İcra takibi başlatılması,
- Arabuluculuk başvurusunda bulunulması,
- Yahut dava açılması
şeklinde gerçekleştirilebilir.
Borçlu, bu yollardan biriyle temerrüde düşürüldüğü andan itibaren temerrüt faizi işlemeye başlar. Taraflar arasında faiz oranına ilişkin açık bir sözleşmesel hüküm bulunmadığı takdirde, uygulanacak faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından ilan edilen reeskont avans faiz oranı olacaktır.
4. TTK M.1530 KAPSAMINDA TEMERRÜT VE EK FAİZ
4.1 Tanım ve Genel Kapsam
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1530. maddesi, ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedarikine ilişkin ödeme ilişkilerinde, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeleri (KOBİ’leri), üreticileri ve zayıf konumdaki ticari tarafları korumak amacıyla getirilmiş özel bir düzenlemedir.
Bu madde, sözleşme özgürlüğünün sınırlarını çizerken, güçlü tarafın zayıf olan üzerindeki tahakkümünü sınırlamayı, ticaretin adil ve dengeli bir zeminde ilerlemesini hedefler.
4.2 Ödeme Süresi
Taraflar arasında yapılan sözleşmede farklı bir süre kararlaştırılmış olsa dahi, eğer alacaklı KOBİ veya üretici, borçlu ise büyük ölçekli bir işletmeyse, ödeme süresi hiçbir şekilde 60 günü aşamaz. Bu sınır, mutlak niteliktedir.
4.3 Temerrüt Şartları
Alacaklı edimini yerine getirmiş olmasına rağmen borçlu, ödeme gününde borcunu yerine getirmezse — gecikmeyi haklı kılan bir neden yoksa — ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer. Bu durumda alacaklı, sözleşmede belirtilmiş olsun ya da olmasın, temerrüt faizine hak kazanır.
TTK m.1530 yalnızca faiz oranlarını veya ödeme sürelerini düzenlemekle kalmaz; aynı zamanda, ticaretin merkezine adalet, denge ve sorumluluk ilkesini yerleştirir. Alacaklının hakkı korunurken, borçlunun temerrüdü sadece bir zaman aşımı değil; adil olmayan bir davranışın hukuki karşılığı olarak değerlendirilir. Zira TTK m.1530 ile getirilen düzenlemeler, ticari ilişkilerde ödeme güvenliğini sağlamakta, özellikle zayıf tarafın korunmasını hedeflemekte ve sözleşme serbestisini belirli sınırlamalara tabi kılmaktadır. Bu kapsamda borçlu, belirlenen süreyi aşması halinde ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer ve alacaklı, sözleşme hükmü bulunmasa dahi temerrüt faizine hak kazanır.
5. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Kur farkı ve vade farkı faturaları ekonomik ihtiyacın hukuki refleksleri olarak karşımıza çıkmaktadır. TBK m.99 kur farkının temel dayanağını oluştururken, vade farkı konusunda ise TBK m.117 vd. ile birlikte TTK m.18/3, m.19/2 ve m.1530 maddeleri çerçevesinde karma bir rejim söz konusudur. Tacirlerin basiretli davranma yükümlülüğü altı çizilmesi gereken en önemli unsurdur.
Taraflar arasında yazılı sözleşme yapılması, vade ve faiz oranlarının açık bir şekilde belirlenmesi, uygulamadaki belirsizliklerin ve uyuşmazlıkların önüne geçecek en doğru yol olacaktır. Kaldı ki, kanun koyucunun basiretli bir tacirden beklediği yegâne yaklaşım da budur.